“DEDEMİN RADYOSU”NDAN NOSTALJİK NAĞMELER

 

DEDEMİN RADYOSU”NDAN NOSTALJİK NAĞMELER
Radyo, bir neslin hayatında ‘ajans haberleriydi’, başka bir neslin hayatında ‘Radyo Tiyatrosu’, ama neredeyse hemen herkes için Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziğiydi.  Radyonun sevk ve idaresi ise hep dedelerimizde olurdu. Yine o zamanlar her şeyin olduğu gibi eşyaların da bir kıymeti vardı. Şimdi, başta cep telefonlarımız olmak üzere kullandığımız pek çok eşyaya yaptığımız muamele radyoya yapılmadı, ömürlük diye bakılırdı.

Digital dünyanın tüm veçheleriyle hayatımızı sarıp sarmaladığı günümüzde, kent hayatının koşuşturmacası içinde, bir grup sadece adıyla değil, yaptıkları müziklerle de bizi o radyolu günlere götürüyor. Adı da bundan mütevellit “Dedemin Radyosu”.

Dedemin Radyosu müzik grubu hepsi birbirinden deneyimli, müziği adeta hayatlarının merkezine koymuş yedi çok değerli müzik insanın bir araya gelerek kurdukları bir grup. Bir araya gelerek diyoruz ancak, onların hayatında müzik hep baş rolde olduğu için aslında hep yan yanalarmış. Bir gün ‘neden birlikte müzik yapmıyoruz’ diyor içlerinden biri. Başlıyorlar ekibi toparlamaya ve sonrasında müzik yapmaya. Gruptaki dört kişinin işi zaten müzik olsa da Dedemin Radyosu’nda istedikleri gibi müzik konuşup, müzik icra ediyorlar.

Grubun Solisti Tayfun Yönlü, Neyzen Oğuz Kaan Birhekimoğlu, Tamburi İbrahim Odabaşı, Klasik Kemençe Sanatçısı Gamze Yönlü, Kanuni Ali Hordacı, Bağlama Sanatçısı Misafir Sanatçı Sevilay Gök Akyıldız.

Geçen yıl kurulan ve ilk konserlerini kent merkezindeki en önemli yeşil alan olan Zeytinpark’ta veren grup, şimdilerde BAKÜS Sahne’de 27 Ocak, Perşembe günü verecekleri konsere hazırlanıyor. Dedemin Radyosu ekibini daha yakından tanıyalım istedik ve prova günlerinde ziyaret edip müzik dolu bir sohbet gerçekleştirdik.

SİZLERİ TANIYABİLİR MİYİZ?
Gamze Yönlü: Klasik kemençe sanatçısıyım. Van doğumluyum. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Temel Bölümler mezunuyum. Okul yıllarında Ahmet Kadri Rizeli ve İhsan Özgen ile çalıştım. Halen Dr. Cavit Ünver Ortaokulu’nda müzik öğretmeni olarak çalışıyorum.

Sevilay Gök Akyıldız: Bağlama sanatçısıyım. Adana’da doğdum. Adana’da çocuk yaşta bağlamayla tanıştım. Konya Selçuk Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. Aynı üniversitede yine müzik alanında yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamladım. 2010 yılında Antalya Devlet Konservatuarı Geleneksel Türk Müziği Bölümünde öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Halen Antalya Devlet Konservatuarında doktor öğretim üyesi olarak görevime devam ediyorum. Aynı zamanda konservatuarın müdür yardımcılığı ve Geleneksel Türk Müziği Bölüm başkanlığını yürütüyorum. Bu yıl TRT Türkü için “Genç Türkü” adlı sazlı-sözlü bir program yaptım. Ayrıca türkü tarzında beste çalışmalarımı da sürdürüyorum. Topluluğun daimi üyesi olmamakla birlikte ilk konserde türküler icra edileceği için konuk sanatçı olarak gruba katıldım.

Ali Hordacı: Kanun sanatçısıyım. Antalya’da doğdum. Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü mezunuyum. Bankacıyım. Musiki geleneği olan bir aileden geliyorum. Müzikle hobi olarak ilgileniyorum. Kanun sazına ilkokul beşinci sınıfta başladım. O yıllardan beri ara vermeden kanun sazı ile ilgileniyorum. ABB İsmail Baha Sürelsan Konservatuarı’nın da aralarında bulunduğu pek çok profesyonel ve amatör toplulukla müzik yaptım.

İbrahim Odabaşı: Tanbur sanatçısıyım. Sivas’ta doğdum. Cumhuriyet Üniversitesi resim bölümü mezunuyum. Mezun olduğum Cumhuriyet Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Müziğe üniversitedeyken başladım. Üniversite yıllarımda Ankara’da neyzen Celalettin Biçer ve Prof. Dr. Nihat Boydaş’tan nazariyat ve ney dersleri aldım. Birkaç yıl sonra da tamburla tanıştım. Dedemin Radyosu’nda tambur çalıyorum.  Yaklaşık 4 yıldır Antalya’dayım. Antalya’da Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Türk Dini Musikisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Buradaki müzik eğitimi derslerini sürdürüyorum. Aynı zamanda da İlahiyat Fakültesi Din Musikisi Ana Bilim Dalı’nda doktoraya çalışmam devam ediyor.

Oğuz Kaan Birhekimoğlu:. Ney sanatçısıyım. Ankara doğumluyum. Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldum. Yaklaşık 18 yıl TRT Ankara Radyo’sunda ney sanatçısı olarak görev yaptım. Emekli olduktan sonra Antalya’ya yerleştim. Antalya Devlet Konservatuarında ney, Tük Müziği Form Bilgisi, Divan Edebiyatı ve Tasavvuf Müziği dersleri vermeye devam ediyorum.

Tayfun Yönlü: Topluluğun solistiyim ve aynı zamanda kudüm vuruyorum. İzmir doğumluyum. Ali sınıf arkadaşım. Ben de Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat lisans ve yüksek lisans mezunuyum. Son 12 yılı TRT’de olmak üzere 25 yıldır radyocuyum. Halen TRT Antalya Radyosunda yapımcı ve sunucu olarak görev yapıyorum. Türk musikisi alanında neredeyse hiç akademik eğitim almadım ancak 1994 yılından beri bu müzikle ilgileniyorum. Amatör korolarda çalıştım. ABB İsmail Baha Sürelsan Belediye Konservatuarı’nda korist, şef ve repertuar hocası olarak görev yaptım.

Dedemin Radyosu ekibi nasıl bir araya geldi? Kuruluş hikayenizi anlatır mısınız?
Tayfun Yönlü: Antalya küçük bir yer. Müzisyen camiasında herkes birbirini tanıyor. Öte yandan grup elemanları olarak zaten birbirini tanıyan sosyal anlamda birbirine yakın olan kişilerdik. Ali ile sınıf arkadaşıydık, Gamze eşim, Sevilay’la tanışıklığımız uzun yıllara dayanıyor. Belediye konservatuarı icra heyetindeydik. Beraber yan yana şarkı söylemişliğimiz var. Kaan Abi’yle Ankara’da yaptığımız bir program vesilesiyle tanışmıştık. Antalya’ya geldikten kısa bir süre sonra da bir araya geldik. İbrahim’le tanışmamız da o yıllara dayanıyor. Uzun süre görüşemedik. Antalya’ya geldikten sonra bir araya geldik.

Neyzen  Kaan  Abi Zeytinpark’ta müzik üzerine etkinlikler yapıyordu. Bir gün bir sohbetimizde Zeytinpark’ta biz bir şey yapabilir miyiz dedi. Hem Zeytinpark’ın tanıtılması hem de Antalya’da bir grubun oluşması anlamında. Antalya’da bir Türk müziği topluluğu kurmak benim de çok uzun yıllardır istediğim bir şeydi. ‘Tamam yapalım dedim.’ Arkasından kimlerle yapabileceğimizi düşündük. Grup için düşündüğümüz kişileri tek tek aradık. Bizi kırmadılar ve gruba dahil oldular. Kaan Abi ve benim dışımdaki müzisyenler ikimizin de aklına gelen ilk dört müzisyendi. Hiç başka bir arayışa girmedik. Önceden de bir tanışıklık ve gönül birlikteliği olunca grubu bir araya getirmek hiç zor olmadı. Provalara başladık ama topluluğun henüz bir adı yoktu. İsmi Gamze Hanım buldu.

Oğuz Kaan Birhekimoğlu: Çalışmalara başladıktan sonra öncelikle tarzımıza uygun bir konser düzenleyip, kendimizi tanıtmalıydık müzikseverlere. İlk konserimizi 2 Kasım 2019’da Zeytinpark’ta düzenledik.  Konserimizin adı da tarzımıza uygun olarak, ‘Şarkıdan Türküye, Türküden Şarkıya’ oldu. Ben zaten uzun zamandır, böyle bir grup kurmak ve bu toplulukla minik minik butik konserler vermek istiyordum. Bu hayalim gerçekleşti. Sahneye çıkıp, yüzlerce kişiye değil de on, onbeş, yirmi kişilik dinleyicilere müzik yapmak, dünyada sahne yaşamının yeni trendi olmakta.

Röportaj: Seher Özen Karadeniz 

Soldan sağa; Gamze Yönlü, Tayfun Yönlü, Oğuz Kaan Birhekimoğlu, ibrahim Odabaşı, Ali Hordacı, Sevilay Gök Akyıldız.

GRUBUN ADI İNTERNETTEN BULUNDU.
Gamze Hanım grubun isminin hikayesini de sizden dinleyelim mi?
Gamze Yönlü: Bir prova sonrası grubun ismini konuşmaya başladık. Beyin fırtınası yapıyoruz. O sırada ben de interneti açtım. Grup ismi ne olabilir diye araştırmaya başladım. Önüme bir test çıktı. İnternette var olan isim bulma sitelerinden birine topluluğumuzun kriterlerini, yapmak istediğimiz tarzı girip, sonuç isteyince karşıma Dedemin Radyosu adı çıktı. Yapmak istediğimiz müzik, eski radyolarda dinlemeye alışılan türden müzikti. Böylece grubumuzun adı kendiliğinden ortaya çıktı. Tarzımız da belli olmuştu.

Sevilay Hocam, Gamze Hanım ‘ismimiz tam da yapmak istediğimiz müzikle uyuştu’ dedi. Bunu biraz açar mısınız? Repertuarı nasıl oluşturuyorsunuz?

Sevilay Gök Akyıldız: Aslında bu daha çok grubun solistinin cevap vereceği bir soru ancak ben de şunu söyleyebilirim; Dedemin Radyosu, Türk Sanat Müziği ağırlıklı, eskiden dinlediğimiz gibi kaliteli, her makamı birbirinden ayırabilecek şekilde eser repertuarının oluşturulduğu bir müzik topluluğu. Grup, bir süre sonra radyoda türkülerde dinleniyordu diyorlar ve repertuardaki eserlerin makamlarına uygun türküler de eklemeye karar veriyorlar. Ben de gruba bu şekilde dahil oldum.
“REPERTUARIMIZI OLUŞTURURKEN REYTİNG KAYGISI TAŞIMIYORUZ.”
 

O zaman size sorayım Tayfun Bey, repertuarı oluştururken nasıl yaklaşıyorsunuz?  Öyle eserler seçelim ki gençler de dinleyebilsin diyor musunuz mesela?
Öyle bir kaygımız yok. Günümüzde müzik çok değişti. Dedemin Radyosu topluluğu ile eskiye dayalı bir müziği icra ediyoruz. Tam anlamıyla nostaljik, Klasik Türk Müziği eserlerini özellikle koyuyoruz. Müzisyen kendi sevdiği müziği icra ettiği zaman daha güzel icra eder. Yapacaklarımız bizi dinleyenlerin beklentileriyle değil de bizim onlara ne vermek istediğimizle şekilleniyor. Kendi beğendiğimiz şeyi yapınca daha iyi yapıyoruz. Daha verimli oluyoruz. Bu nedenle konserlerimizde daha çok kendi zevk ve beğenilerimizi dikkate alıyoruz.

Günümüzde gençlerin bu müziğe ilgili göstermemesi biraz daha doğru örnekleri dinleyememelerinden kaynaklanıyor. İyi örnekleri duydukları zaman onlar da güzel tepki gösteriyorlar. Bu müziği aslında beğenebilecek durumdalar ama klasik musikimiz çok fazla ön planda olmadığı için bilinmiyor. Halk türkülerimizin biraz daha avantajı var. Daha geniş kitleye yayılıyor.  Dolayısıyla repertuarımızı oluştururken  reyting kaygısı taşımıyoruz. Daha çok kişiye hitap edelim, daha çok kişi beğensin demiyoruz. Zaten yaptığımız müziğin belli miktarda takipçisi var, konser salonumuzu dolduruyorlar.

 

“MÜZİSYENİN ÖNCE KENDİNE SONRA DA TOPLUMA KARŞI GÖREVİ VAR.”
 

Kurulduğunuzdan bu yana neler yaptınız? Nasıl tepkiler aldınız?
Oğuz Kaan Birhekimoğlu: Konserlerimiz salon konserleri gibi değil. Genellikle konserlerimiz açıklamalı oluyor. Biz bunu bir görev olarak ele aldığımız için özellikle Tayfun’un bu konudaki birikimlerinden grup çok faydalanıyor. Tayfun söylediğimiz tarzın ve müziğin tarihçesini, bestekarlarını, hangi dönemde yaşadıklarını, kime hitap ettiğini ve güftelerde ne anlatıldığını açıklıyor. O nedenle seyircilerimiz de; ‘niye bu kadar kısa sürdü. Daha uzun olamaz mı?’ diyorlar. Dolayısıyla aynı zamanda bundan da besleniyoruz. Daha evvelki konuşmamda ifade etmeye çalışmıştım; aslında biz bu köprüyü kurmak için bu açılımı yaptık. Tayfun bu anlatımlarıyla bizi geleceğe de bağlıyor bir anlamda çünkü, içeride gençler var. Yakında Sevilay Hocamız da aynı şeyi Türk Halk Müziği için yapacak. Hitap ettiğimiz insanlara da hem halk müziği hem de sanat müziği dersi vermek durumunda kalıyoruz. Eğitim ve öğretim denilen iki kavram var.  Müzisyen seçilmiş insan. Bu sonradan elde edilecek bir vasıf değil. Bence Tanrının lütfettiği bir vasıftır müzisyenlik ve müzisyenin önce kendine sonra da topluma karşı görevi var. Müzisyen hissettiğini toplumla paylaşan insandır neticede. Biz bu bağı Tayfun’la kuruyoruz. Hocalarımızın hepsi konser sırasında yapılan anlatımlara katılıyor. Böylece katılımcı bir konser oluyor. Beraber söylüyoruz. Konserlerimiz didaktik değil.

Tayfun Yönlü: Bunun üzerine ekleyeceğim tek bir şey olur. Dedemin Radyosu büyük salonlarda kalabalık kitlelere konser veren bir topluluk değil. Yeni nesil konser anlayışını benimsedik küçük mekanlarda butik konserler veriyoruz.

Gamze Yönlü: En son BAKÜS’te bir konser verdik. Tayfun’un ‘sıradaki şarkımız şu’ demesi üzerine dinleyiciler hemen telefondan sözleri bulup şarkıya eşlik ettiler ve biz kocaman bir koroya dönüştük.

Oğuz Kaan Birhekimoğlu: İlerleyen zamanlarda Tayfu’nun yaptığını sürdüreceğiz. İbrahim Hocam bir dönem anlatacak, Sevilay Hocam seçilmiş halk türkülerini hem çalıp hem anlatacak.

 

“ANTALYA’DA TÜK HALK MÜZİĞİ VE TÜRK SANAT MÜZİĞİ’NE İLGİ VAR.”
 

Ülkemizin ve kentimizin müzikle ilişkisini nasıl buluyorsunuz?
Gamze Yönlü: Antalya’da Tük Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği’ne ilgi var. Eleştirdiğim nokta ise her önüne gelen bir grup kuruyor. Hala kaliteli müzikle ilgili bir açık olduğunu düşünüyorum. Biraz da bundan böyle bir grup kurduk.

Tayfun Yönlü: Gamze’nin dediği gibi bu kentin müziğe ciddi bir ilgi var. 80’in üzerinde amatör koronun faaliyet gösterdiği bir kentten bahsediyoruz. Burada gördüğüm problem korolarda görev alanların yaş olarak biraz yüksek olması. Bu Antalya’nın bir emekli kenti olmasıyla da ilgili, mesleği bıraktıktan sonra boşluğu düşen kişiler bir şekilde zamanını bir şeyle doldurmak istiyor ve amatör korolar bu anlamda çok iyi bir çözüm. Bu açıdan bakınca amatör koroların varlığı çok ciddi bir açığı kapatıyor. Ancak bu korolarda nitelik probleminin çok fazla göz ardı edildiğini fark ediyorum.  İşin rahatsız eden kısmı da bu.

 

“BİZİM YAPTIĞIMIZ MÜZİĞİ, ESKİ MÜZİK OLARAK DEĞİL, BU KÜLTÜRÜN TEMEL YAPISINI OLUŞTURAN UNSURLAR OLARAK NİTELENDİRİYORUM.”
 

Oğuz Kaan Birhekimoğlu: Bu konuyu Türkiye ölçeğinde de değerlendirmekte fayda var. Türkiye’nin sosyo-kültürel, politik, ekonomik yapısı da her şeye yansıdığı gibi şehrimize de yansıyor. Müziğe, kültüre, yaşama bakış bunların hepsi müziği etkileyen ana unsurlardan bazıları. Yaş, kültür altyapısı çok önemli. Beğeniler, yaş ilerledikçe daha sadeleşiyor. Sadeleştikçe de Türk müziğinin içinde barındırmış olduğu duygusallığa yönelik yapısını anlama, anlamlandırma gibi birtakım çabalar ortaya çıkıyor ki yüksek yaş grubundaki insanlar bu beğenilerle yavaş yavaş hayatı okumaya başlıyor. Dolayısıyla, belki şu söylenebilir ilerleyen sosyolojik gelişmelere paralel olarak insanlar eskiyle bağlantı kurmak istiyorlar. Eskiyle kurmuş oldukları bağlantı bu müzik eski diye değil, geçmiş yıllarda annelerinin, babalarının, dedelerinin dayılarının, halalarının, bibilerinin hepsinin ortaklaşa oluşturduğu kültür olmasından.  Bu türkülerden, şarkılardan hepsinin ortak olarak hatırladığı bazı anılar var, Bu anıların musiki yoluyla yeniden ifade edilmesi onlara bir başka derinlik kazandırıyor ki Türk Halk Müziğimiz ve Türk Sanat Müziğimiz de bu derinliği kavramamız açısından hepimize çok önemli döneler sağlıyor. Dünyada, müzik alanındaki gelişmelerin paralelinde müziği anlamlandırmamızda da son zamanlarda farklı yelpazeler açılıyor. Dünyada sadece Türk müziği yok. İnsanın, kültürün ve kültürlerin müziği var. Bu müziği anlamlandırırken bir Amerikalının, bir Avrupalının etnomüzikolojik olarak bu konulara bakışında, hepsinin yaşam tarzını, müzik kültürünü bulmak mümkün olabilir. Dolayısıyla yaptığımız müziği, eski müzik olarak değil, bu kültürün temel yapısını oluşturan unsurlar olarak nitelendiriyorum.

 

“KONSERLERİMİZDE DE GENÇLERİ BİR ŞEKİLDE BU MÜZİKLERLE DE TANIŞTIRIYOR OLDUĞUMUZU GÖRDÜK”
 

İbrahim Odabaşı: Yaptığımız müzik popüler, herkese hitap eden bir müzik değil. Dolayısıyla alıcısı çok az. Alıcı olan kesim de çok ayrıcalıklı insanlar değil. Böyle düşünürsek yanlış olur. Biz grupla çalışmaya başladıktan sonra şunu gördük ki bizi dinlemeye gelen insanlar arasında genç insanlar da var. Repertuarımızda geleneksel Türk müziğinin yanında Halk Müziği de icra ettik. Sevilay’ın TRT Radyo’da çok kıymetli bir çalışması var ‘Genç Türkü’ diye. Yani bizim yaptığımız müziğe bakarak sadece yaşlılara hitap ediyormuşuz gibi bir algıya da kapılmamak lazım.  Konserlerimizde de gençleri bir şekilde bu müziklerle de tanıştırıyor olduğumuzu gördük. O bağlantıyı kuruyoruz. Antalya bu anlamda güzel de bir imkan sunuyor bize.

 

“DEDEMİN RADYOSU OLARAK BİRAZ DA KENDİ MÜZİĞİMİZİ ÖNE ÇIKARMAYA ÇALIŞARAK BİR MİSYON ÜSTLENİYORUZ.”
Sevilay Gök Akyıldız: Türk Sanat Müziğini ve Türk Hak Müziğini anlamak belli bir düzeyde algıyı ve bilgi birikimini ortaya koyuyor. Dinlemeyen ve dolayısıyla müziği bilmeyenler anlayamıyorlar. Türk Halk Müziği halk edebiyatından, Türk Sanat Müziği de divan edebiyatından besleniyor. Yani bir kişi şiiri anlamalı, aruzu bilmeli çünkü  makamı, eserleri anlaması gerekiyor ki ne olduğunu bilsin. Dolayısıyla dinleyeninin az olması çok normal. Gençlerden Türk Sanat Müziğini tam anlamıyla anlamasını da bekleyemeyiz. Türk Halk Müziği biraz daha dilimize yakın daha anlaşılır bulunuyor. Yapmış olduğum programda da şunu gördüm: Pek çok genç bizim programımızda ilk defa Türkü söyledi. Farklı bir müzikle uğraşıp da ilk kez türkü söyleyen de oldu. Bu vesileyle Batı müziğiyle ilgilenen pek çok insanın da Türk müziğine ne kadar yabancı olduğunu gördüm. Dedemin Radyosu olarak biraz da kendi müziğimizi öne çıkarmaya çalışarak bir misyon üstleniyoruz.

Yukarıda, ‘herkes kendi yaptığı müziği biliyor’ dediniz. Bunu nasıl aşabiliriz? Ülkemizdeki müzik eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sevilay Gök Akyıldız: Müzik dediğimiz şey illa öğrenilebilir bir şey değil. Zaten öğrenilmesi gereken bir şey. Sanatı algılayabilmek için sanatı öğrenmek gibi bir şey olamaz. Başka ülkelere baktığınızda müzik onların yaşamının bir parçası. Hayatlarının içinde, her okulun bir orkestrası var. Her öğrenci orada bir çalgı çalıyor. Bizim çocuklarımız daha çalgıları tanımıyor.  Bunu öncelikle ailede görmeli, her şeyin temeli ailede başlar. Eğer aile müzik dinlemiyorsa, kaliteli müziği bilmiyorsa çocuklarına da bunu tam anlamıyla yansıtamayacaktır. Beni ailem destekledi. Bir kız çocuğu olarak bağlama çalıyor olmam ailemin beni ne kadar desteklediğini de gösteriyor.  Böylelikle önüme üniversite için de bir yol açılmış oldu. Çevremize baktığımızda kadınların Türk Halk Müziği’nde çok az yeri var. Dolayısıyla bu alanda çalışan kadınlar olarak bir anlamda bunun da önderliğini yapmış oluyoruz.  Müzik öğrenmeyi zorunlu tutamazsınız.

Müzik öğretilmez, öğretilebilir bir şey değil diyorsunuz peki çocuk müzikle ilgili o arka plan bilgisini nereden alacak?
Gamze Yönlü: Aileden ve çevresinden alacak.

O zaman çok standart bir bilgi edinmiş olmaz mı? Benim ailem halk müziği dinliyorsa halk müziğini, arkadaşımın ailesi sanat müziği dinliyorsa o da sanat müziğini mi biliyor olacak?

Gamze Yönlü: Ailenin beğenisi neyse çocuk da onu yatkın olarak büyüyor.

Eğitimle beğenilerimizi farklılaştıramaz mıyız?
Gamze Yönlü: Ondan sonrası okula kalıyor. İlkokulda müzik dersi var ancak hakkıyla yapılmıyor. Dolasıyla dört yıl sanki müzik eğitimi almış gibi ortaokula geliyorlar. Biz de  sanki biliyorlarmış gibi ders yapıyoruz çünkü devam edilmesi gereken müfredat var. İlkokuldan ortaokula geçtiğinde de haftada bir saat müzik dersi alıyor. O bir saatt enstrüman mı çaldıracağız, verilen müfredatı mı işleyeceğiz, müzik beğenisi mi oluşturacağız? Bunun karmaşasını yaşıyoruz.

O zaman şöyle sorayım, bir grubunuz var ve müzik yapıyorsunuz? Burada ihtiyacınız olan iyi enstrüman çalan bir dinleyici mi, müzik beğenisi olan bir dinleyici mi?
Gamze Yönlü: İlk etapta müzik beğenisi olan bir dinleyici olsun istiyoruz. Okul müfredatında müzik her yönüyle ele alınıyor ancak bir yıla yayılmış olarak anlatıyoruz. Müzik beğenisini oluşturabilmek için belki de her müzik türüne bir yıllık bir eğitim süresi ayırmak lazım.

 

“KONSERLERİ POPÜLER OLMAK İÇİN YAPMIYORUZ.”
 

Ali Bey size de ayrıca sormak istiyorum çünkü siz müzik eğitimi olmayan grup üyelerindensiniz? Müzik beğenisi nasıl kazanılıyor?
Ali Hordacı: Babamın vesilesiyle müziğe başladım. Evimizde Klasik Tük Müziği dinlenirdi. Kanun çalıyorum ancak onu bile klasik tarzda çalmaya özen gösteriyorum. Sınıf öğretmenimiz müzikle haşır neşir olduğu için biz ilkokulda müzik dersi yaptık. Müzikle ilgisi olmasa başka sınıflar gibi müzik yerine beden eğitimi dersi yapardık. Ayrıca şunu da belirtmek isterim müzik yaparken dinleyiciye göre müzik yapmamamız gerekiyor. Onları bizim seviyemize çekmeliyiz. Sonuçta konserleri popüler olmak için yapmıyoruz. Eserlerimizi belirliyoruz ve dinleyicilerimize sunuyoruz.

Bir aralar sosyal medyada Doğa’da Çal etkinlikleri çok ses getirdi. Dedemin Radyosu Antalya’nın tanıtımı için böyle bir çalışma yapar mı?
Gamze Yönlü: İlerleyen süreçte böyle bir çalışma da yapabiliriz.

Oğuz Kaan Birhekimoğlu: Üniversitelerle veya çeşitli gruplarla farklı mekanlarda bir şeyler yapmak istiyoruz. Üniversitelerarası yarışmalarda grup olarak yer alarak öğrencilerle repertuarımızı paylaşmak çok güzel olur. Eskişehir, Bursa, Ankara gibi. Bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Şimdiye kadar nerelerde konser verdiniz?
İbrahim Odabaşı: İlk konseri Zeytinpark’ta yaptık. O konserin de önemli bir misyonu vardı. Zeytinpark’ın Antalya için ne kadar kıymetli bir yer olduğunu orada dile getirmek istedik.

Tayfun Yönlü: Hem şehrin değişik mekanlarında hem farklı şehirler de hem de yurt dışında konserler yapma ihtimalimiz var. Zeytnpark’ta verdiğimiz ilk konserden sonra hemen ilk teklif geldi. Bir sonraki konserimizi İnşaat Mühendisleri Odası’nın davetiyle odanın salonunda yaptık. Onun sonrasında da BAKÜS’ten teklif geldi Orada konser verdik. Bu ayın sonunda 27 Şubat’ta da yine BAKÜS’te, biraz daha farklı bir repertuarla ikinci konserimizi vereceğiz. İkinci konser aynı zamanda “Türküden Şarkıya, Şarkıdan Türkiye-2’ olarak da düşünülebilir. Dinleyicilerimizin karşısına yepyeni bir repertuarla çıkacağız. Bugün de o konserin ilk provası için buluştuk.

  • 09 Nisan 2020,
  • |
  • 325
  • |

mobil uygulama

FACEBOOK

Telefon:
+90 (312) 960 10 63
Copyright © 2020 Dedemin Radyosu -  WEB TASARIM