Son Berber Bükücü Muzaffer!

Son Berber Bükücü Muzaffer!

 

 

Son Berber Bükücü Muzaffer; (tıkla)

Öncelikle  bilen bilir, çok aktif ve girişken bir yapıya sahibim. Ancak yeni tanıştığım kişilere karşı ne kadar istesem de başlangıçta gereğinden fazla geri duruyorum.  Özellikle mahallemdeki bakkalın ismini veya herhangi bir esnaf ismi bilmem, alışverişimi yapar çıkarım. Öyle sohbete girmem. Aslında iletişim günlük yaşamın temel ihtiyacı. Tanıdığım insanlarla derin sohbetler yakalayıp üzerine araştırmalar yapabiliyorum. Ortamın yaramaz ve komik çocuğu olarak da anılabiliyorum.  Ama gel gelelim karşılıklı bir alışveriş esnasında pek iletişim kurma ihtiyacı duymuyorum. Ver ürünümü de gideyim ağabey, çoluk çocuk bekler. Bana ne Muhteşem Yüz yıldan, bana ne Müge Anlı’dan. Ben de bu tür sohbetler olunca, hı hı , evet , hmm , olur öyle gibi cevaplar veriyorum.

 

Lise yıllarımda Yaşadığım bölge de berbere gidince 8 veya en  fazla 15 dakika içinde tıraş olup alışverişi yapıp çıkıyordum. Gel zaman, git zaman ilk İstanbul’a geldiğimde  cadde üzerinde bir berbere girdim. Bizim oralarda benim gittiğim berber koltuğu max.  2 adet olurdu. Yalan olmasın ama burada 8-9 koltuk lüks bir yer gibiydi. Neyse boş bir abimiz beni koltuğuna oturttu ve tanıyormuş gibi ufak tefek sohbetlere başladı. Ben de herhâlde müşteri kazanmak için beni tavlamaya çalıştını düşünerek, hı hı evet öyle yap abi gibi cevapları vererek geçiştirdim. Aynadan berbere baktığımda özgüven patlaması yaşıyormuş gibi durmadan ilk 15 dakika benim beynimi felç etmişti.  Geçen her dakika saatlerce geçmiş gibi oluyor. Sohbetin ucundan tutamıyordum. Her 3 dakikada bir konu ve alan değişiyordu.

Bir süre sonra ilk yarı maçı bitmiş gibi 40 dakika olmuş kendimi toparlamaya çalışıyor ısınma hareketlerini yapıp maça girmeye hazır hissettim kendimi. Berberi bastırmak için bir anda ondan daha fazla konuşmaya başladım. Konuların hakimiyeti elime geçti ve verdiği cevaplar tamamen kestirmeye geçmiş ve gülüyordu.

Tabi bu konuda fazla usta olmadığım için 6-7 dakikada kurabileceğim tüm konuları kurdum ve yoruldum. Tıraştan sıkıldım ve bitmesini bekliyorum bir an önce çıkmak için.

Berber durmuyor. Saatlerdir konuşuyor artık kulaklarım tıkanmış uçakta türbülansa girmiş gibi hissediyordum. Tamamen gözlerimde siyah noktalar dolaşıyordu. Biraz vakit geçtikten sonra berber hiç konuşmadığını fark ettim. Tıraş özensiz bir şekilde ilerliyor 1 saati biraz geçmiş, birden saçını yıkamamı ister misin kardeşim? Nasıl olmuş diye sormaya başladı. Şaşırdım. O kadar şiddetli konuşan bir adam neden böyle davranmaya başladı.

Bir anda içimden bir şey mi oldu abi bozuk duruyorsun diye sordum. Aldığım cevap karşısında ben anlamsız bir bakıştaydım.

– buz dolabı mıyım kardeşim ben bozulayım.  İki saattir konuşuyorum hiç konuşmuyorsun, diyerek trip atmaya başladı. Çok şaşkındım, tanımadığı bir insan, daha ilk defa gördüğü insan üzerinde bu kadar sahiplenilmiş bir baskıyla triplemek  inanılmaz üzmüştü beni. Suçluluk ve sanki yıllardır tanıyorum gibi hissediyormuşçasına ağlayasım geldi. Parasını bile o kadar isteksiz aldı ki vicdan azabından yardım etmeye ve sırf üzülmesin diye sohbet etmeye çalıştım.

Tabi üzgün bir şekilde  evime gidip bu  olayı düşünmeye başladım.

Hangi berber kendine konuşulmayınca bozulur ki;  bir daha o berbere gitmeme kararı  aldım. En azından aynı şeyi yaşamayacağıma bir nebze de olsa mutluydum. 20-25 gün sonra farklı bir berbere gidip aynı şeyi yaşayınca malak gibi hayallerime küsmüş ve İstanbul’un berberlerine karşı uzun bir süre fobim oluşmuştu.

En sevdiğim berber cümleleri;

Kim kesti oğlum/kanka  senin saçını?

  • Kanka/abi sen kesmiştin. (ihtimal vermiyorum, kesin bozulur.)

Bu sefer nasıl yapalım kardeşim?

  • Şöyle/böyle yanları kısa önü uzun falan yap abi. ( Tıraş bitince sonuç bir öncekiyle aynı)

Sonuç olarak her ne kadar bir berberi yönettiğini düşünseniz de, onlar bu ülkenin leblebi kavurucularından sonra ülkenin son berberleri. Asla onları bükemezsiniz. 🙂

Email adresiniz açık olarak kullanıcılara paylaşılmaz. Doldurulma zorunluluğu vardır*.